Uzun bir aradan sonra Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Rusya’yı tekrardan bir araya getiren Alaska Zirvesi son yılların en kritik diplomatik temaslarından biri olarak tarihe geçmiştir. Müzakereler sonunda tarafların kağıt üzerinde bir anlaşmaya varılmamış olması, özellikle Avrupa devletleri tarafından "geçici bir rahatlamadan ziyade uzun vadeli bir belirsizlik" olarak algılanmıştır.[1] Avrupalı devletler için bu görüşme yalnızca ABD ve Rusya'nın bir araya gelmesinden ibaret değil; ayrıca güvenlik mimarilerinin ne ölçüde dış aktörlerin insafına kaldığının bir kez daha teyit edilmesi anlamına gelmektedir. Alaska'nın ardından Avrupa'da dile getirilen temel endişe şu soruda somutlaşmıştır: "Kendi güvenliğimiz hakkında başkaları mı karar verecek?"
Nitekim Avrupalı liderlerin tepkileri de bu endişeyi destekler niteliktedir. Aralarında Almanya Başbakanı Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve İngiltere Başbakanı Starmer'ın da bulunduğu çok sayıda Avrupalı lider zirvenin hemen ardından yaptıkları açıklamalarda Avrupa'nın Ukrayna'nın geleceğine ilişkin müzakerelerden dışlanmaması gerektiğini vurgulamıştır.[2] Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un "Güvenlik garantileri sembolik değil bağlayıcı olmalıdır" şeklindeki açıklamaları, Avrupa'nın Washington tarafından yönlendirilmekten memnun olmadığının açık bir göstergesidir.[3]
Ukrayna savaşıyla birlikte bu endişeler daha da güçlenmiştir. Özellikle barış inşası konuşulurken; Ukrayna'ya Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) benzeri güvenlik garantileri sunulması fikri Washington zirvesinin gündeminde üst sıralarda yer alıyor. Moskova'nın da masaya getirdiği bu öneri bir "geçiş formülü" olarak görülmektedir. bu çerçevede Ukrayna resmi olarak NATO üyesi ülke olmayacak ama ABD ve bazı Avrupa ülkelerinden "koruma garantisi" alacaktır.[4] Bu uygulama Avrupa için iki yönlü bir ikilemi beraberinde getirmektedir: bir yandan Ukrayna'ya verilen güvenlik garantileri olumlu bir adım olarak görülürken, diğer yandan Ukrayna'nın ABD merkezli bir denklemde kalması Ukrayna’yı Avrupa güvenlik mimarisinde ikincil bir role itmektedir. Baltık ülkeleri ve Polonya gibi Doğudaki ülkeler, söz konusu güvencelerin yetersiz ve göstermelik kalması durumunda kendi güvenliklerinin doğrudan tehlikeye girebileceği yönündeki endişelerini dile getirmişlerdir.[5]
Bu tablo, Avrupa Birliği (AB) içinde uzun süredir tartışılan "stratejik özerklik" kavramına yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. Özellikle Alaska zirvesi, Avrupa'nın kendi savunma kapasitesini geliştirmeden, Washington'un attığı adımların edilgen takipçisi olmaktan kurtulamayacağının açık bir göstergesidir.[6]
Almanya'da koalisyon ortakları savunma bütçesini %3 seviyelerine çıkarma fikrini ilk kez yüksek sesle dile getirirken, Fransa "Avrupa savunma sanayisinin ortaklaşması" çağrısını yinelemiştir. İngiltere ise AB dışında da olsa, NATO şemsiyesi altındaki sorumluluğunu arttırma niyetinde olduğunu açıklamıştır.[7] Fakat bütün bu söylemlere rağmen Avrupa savunmasının somut kapasite açısından hâlâ ABD'ye bağımlı olduğu gerçeği değişmiş değildir. Kritik hava savunma sistemlerinden istihbarat altyapısına, stratejik ulaştırma imkanlarından nükleer caydırıcılığa kadar pek çok alanda ABD'nin varlığı olmadan Avrupa'nın kendi güvenliğini sağlaması şimdilik pek mümkün görünmemektedir.[8]
Alaska zirvesi sonrasında yaşanan gelişmeler Avrupa içerisinde de farklı seslerin yükselmesine neden olmuştur. Örneğin Macaristan Başbakanı Orban zirveyi olumlu değerlendirerek zirvenin "dünyayı daha güvenli hale getirdiğini"ifade etmiştir.[9] Bu, AB içindeki Rusya yanlısı seslerden birisidir.[10] Öte yandan Baltık ülkeleri ve Polonya zirveden duydukları derin hoşnutsuzluğu dile getirerek Rusya'nın güvenilir bir müttefik olamayacağını ifade etmişlerdir. Dolayısıyla Avrupa'nın güvenlik gündemi hem ABD karşısındaki konumunu hem de kendi içindeki uyum sorunlarını ortaya çıkarmıştır. Her ne kadar Ukrayna'ya destek konusunda genel bir mutabakat olsa da, bu desteğin hangi araçlarla ve hangi siyasi parametrelerle sağlanacağı konusunda görüş ayrılıkları devam etmektedir.
Zirve’nin ekonomik ve stratejik yansımaları Avrupa'nın güvenlik kaygılarını artırmaya devam etmektedir. Savaş sonrası özellikle Rus ekonomisi Batı'nın çeşitli yaptırımları nedeniyle sarsılsa da Çin ile derinleşen ticari bağları sayesinde ayakta kalmayı başarmıştır. Bu durum Avrupa için iki yönlü bir güvenlik sorunu oluşturmaktadır: Birincisi, Rusya'nın Çin'le olan yakın ilişkisinin Batı karşıtı yeni bir bloğu güçlendirmesidir. İkincisi, Avrupa'nın kendi ticari ve teknolojik güvenliği Çin'e bağımlı kaldığı sürece doğuda ve Pasifik'te eşzamanlı olarak baskıya maruz kalma riski de artacaktır. Dolayısıyla Alaska zirvesi ABD-Rusya ilişkilerinde bir dönüm noktası olmasının yanı sıra Avrupa'nın Çin'e yönelik güvenlik stratejisini de dolaylı olarak etkileyen bir gelişme olmuştur.
Avrupa'daki güvenlik tartışmalarının geleceği büyük ölçüde üç eksende şekillenmektedir. Birinci eksen NATO içerisindeki sorumluluk paylaşımıdır. İkinci eksen Ukrayna'ya verilen güvenlik garantilerinin kurumsal niteliğidir. Eğer bu garantiler tamamen ABD'nin ikili mutabakatlarına dayalı olursa, Avrupa'nın güvenlik mimarisindeki rolü ikincilleşecektir. Ancak AB veya NATO bünyesinde ortak bir mekanizma geliştirilebilirse Avrupa'nın stratejik ağırlığı muhafaza edilebilir. Üçüncü eksen ise Avrupa'nın kendi savunma sanayi kapasitesini artırıp artırmayacağıdır. AB ortak tedarik programları, ortak Ar-Ge projeleri ve savunma fonları devreye girerse, uzun vadede "stratejik özerklik" gerçek bir anlam kazanabileceği görülmektedir.
Tüm bu gelişmeler doğrultusunda Alaska zirvesi Avrupa için bir "uyanış" olarak nitelendirilmektedir. Zirveden bir anlaşma çıkmaması kısa vadede rahatlatıcı olmuş olsa da esasen Avrupa'nın güvenlik kaygıları daha da derinleştirmiştir. Zira bu süreç, kıtanın kendi güvenlik mimarisini inşa etmeden ABD liderliğindeki büyük güç diplomasisinin pasif bir izleyicisi olmaktan öteye gidemeyeceğini göstermiştir. Avrupa devletleri için Ukrayna ile dayanışma içinde olmak hem insani hem de diplomatik bir görev olmanın ötesinde kendi güvenliklerinin geleceğiyle doğrudan bağlantılı bir mesele haline gelmiştir.
Sonuç olarak, Alaska zirvesi Avrupa devletlerine iki farklı yol haritası sunuyor: Ya uzun vadede ABD'nin güvenlik garantileri çerçevesine bağımlı olmayı kabul edecekler ya da kendi savunma kapasitelerini inşa ederek Atlantik ittifakı içinde eşit bir aktör olmayı hedefleyeceklerdir. Avrupalı liderlerin önünde zorlu bir seçim görülmektedir. Ancak mevcut tablo, Ukrayna ile dayanışmanın sürdürülmesinin ve güvenlik kaygılarının somut adımlarla ele alınmasının kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: #AlaskaZirvesi, #RusyaUkraynaSavaşı, #ABDRusya İlişkileri, #Avrupa’daGüvenlikİkilemi
[1] “World Leaders React to Trump-Putin Summit Reaching NO Deal on Ukraine,Reuters,https://www.reuters.com/world/europe/world-leaders-react-trump-putin-summit-reaching-no-deal-ukraine-2025-08-16/, (Erişim Tarihi: 16.08.2025).
[2] “Los Líderes de la UE y la OTAN Acompañarán a Zelenski a Washington Para Verse con Trump,El País.https://elpais.com/internacional/2025-08-17/los-lideres-de-la-ue-y-la-otan-acompanaran-a-zelenski-a-washington-para-verse-con-trump.html, (Erişim Tarihi: 17.08.2025).
[3] “Macron Says Lasting Peace in Ukraine Must Include Unwavering Security Guarantees”,Anadolu Agency,https://www.aa.com.tr/en/europe/macron-says-lasting-peace-in-ukraine-must-include-unwavering-security-guarantees/3661300, (Erişim Tarihi: 17.08.2025).
[4] “Putin Agreed to NATO-Style US Security Guarantees For Ukraine at Alaska Summit, Witkoff Says”,New York Post,https://nypost.com/2025/08/17/us-news/putin-agreed-to-nato-style-us-security-guarantees-for-ukraine-at-alaska-summit-witkoff-says/, (Erişim Tarihi: 16.08.2025).
[5] “Nordic, Baltic Leaders Say They Remain Steadfast in Support of Ukraine”,Reuters,https://www.reuters.com/world/europe/nordic-baltic-leaders-say-they-remain-steadfast-support-ukraine-2025-08-16/, (Erişim Tarihi: 16.08.2025).
[6] “Trump-Putin Summit Prompts Calls for Rearmament in Europe”,The Times,https://www.thetimes.com/world/russia-ukraine-war/article/trump-putin-summit-rearmament-europe-3sk7gqztf, (Erişim Tarihi: 17.08.2025).
[7] “Strategic Defence Review 2025, Making Britain Safer, Secure at Home, Strong Abroad”,Gov.UK,https://www.gov.uk/government/publications/the-strategic-defence-review-2025-making-britain-safer-secure-at-home-strong-abroad/the-strategic-defence-review-2025-making-britain-safer-secure-at-home-strong-abroad, (Erişim Tarihi: 17.08.2025).
[8] “Can Europe Really Defend Itself Alone?”,The Guardian,https://www.theguardian.com/world/ng-interactive/2025/jun/24/visual-guide-can-europe-really-defend-itself-alone, (Erişim Tarihi: 17.08.2025).
[9] “European Leaders To Join Zelenskyy in Washington Meeting with Trump”,AP News,https://apnews.com/article/european-leaders-white-house-meeting-zelenskyy-trump-d7b082bae4136ef8932e16ac2d166303, (Erişim Tarihi: 17.08.2025).
[10] “World Safer After Trump-Putin Summit, Orban Says”,Daily News Hungary,https://dailynewshungary.com/world-safer-trump-orban-summit-orban-says/, (Erişim Tarihi: 17.08.2025).The Alaska Summit, which brought the United States and Russia together again after a long hiatus, has gone down in history as one of the most critical diplomatic contacts of recent years. The fact that the parties did not reach a written agreement at the end of the negotiations was perceived by European states, in particular, as "long-term uncertainty rather than temporary relief."[1] For European states, this meeting was not only about the US and Russia coming together; it also meant a reaffirmation of the extent to which their security architectures are at the mercy of external actors. The main concern expressed in Europe after Alaska was embodied in the question: "Will others decide about our own security?"
Indeed, the reactions of European leaders support this concern. Numerous European leaders, including German Chancellor Merz, French President Macron, and British Prime Minister Starmer, emphasized in their statements immediately after the summit that Europe should not be excluded from negotiations regarding the future of Ukraine.[2] In particular, French President Macron's statement that "Security guarantees should be binding, not symbolic" is a clear indication that Europe is not happy with being directed by Washington.[3]
These concerns have been further strengthened by the war in Ukraine. Especially when peacebuilding is discussed, the idea of offering Ukraine security guarantees similar to those of the North Atlantic Treaty Organization (NATO) is high on the agenda of the Washington summit. This proposal, also brought to the table by Moscow, is seen as a "transitional formula." In this framework, Ukraine will not officially become a NATO member country, but will receive "protection guarantees" from the US and some European countries.[4] This practice brings a two-pronged dilemma for Europe: on the one hand, the security guarantees given to Ukraine are seen as a positive step, while on the other hand, Ukraine's remaining in a US-centric equation pushes it into a secondary role in the European security architecture. Eastern countries such as the Baltic states and Poland have expressed concerns that their own security could be directly jeopardized if these guarantees remain insufficient and merely symbolic.[5]
This situation has given a new perspective to the concept of "strategic autonomy," which has long been debated within the European Union (EU). The Alaska summit, in particular, is a clear indication that Europe cannot escape being a passive follower of Washington's actions without developing its own defense capabilities.[6]
While coalition partners in Germany have for the first time openly voiced the idea of increasing the defense budget to 3%, France has reiterated its call for "the unification of the European defense industry." The UK, even outside the EU, has declared its intention to increase its responsibility under the NATO umbrella.[7] However, despite all these statements, the fact remains that European defense is still dependent on the US in terms of concrete capabilities. Without the presence of the US in many areas, from critical air defense systems and intelligence infrastructure to strategic transport capabilities and nuclear deterrence, it currently seems unlikely that Europe can ensure its own security.[8]
The developments following the Alaska summit have also led to the emergence of different voices within Europe. For example, Hungarian Prime Minister Orban evaluated the summit positively, stating that it "made the world safer."[9] This is one of the pro-Russian voices within the EU.[10] On the other hand, the Baltic states and Poland expressed their deep dissatisfaction with the summit, stating that Russia cannot be a reliable ally. Therefore, Europe's security agenda has revealed both its position vis-a-vis the US and its internal cohesion problems. Although there is a general consensus on supporting Ukraine, disagreements continue regarding the means and political parameters by which this support will be provided.
The economic and strategic implications of the summit continue to increase Europe's security concerns. Although the Russian economy, especially in the post-war period, has been shaken by various Western sanctions, it has managed to survive thanks to its deepening trade ties with China. This situation creates a two-pronged security problem for Europe: Firstly, Russia's close relationship with China strengthens a new anti-Western bloc. Secondly, as long as Europe's own commercial and technological security remains dependent on China, it will also increase the risk of being simultaneously pressured in the East and the Pacific. Therefore, the Alaska summit, in addition to being a turning point in US-Russia relations, has also indirectly influenced Europe's security strategy towards China.
The future of security discussions in Europe is largely shaped along three axes. The first axis is the responsibility within NATO...


Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!