Bu makalenin orijinal dili İngilizce olup; a5 defence magazine'nin 91. sayısında yayınlanmıştır.
Alıntılama yapılacaksaŞahin, A.B. (2026) The Peace Process and Security Guarantees in the Russia Ukraine War: Political, Military and Economic Cost. A5 Defence Magazine pp.51-59.
Orijinalini okumak için: https://a5dergi.com/wp-content/uploads/2026/06/A5_Defence_91.pdf
Giriş
25 Şubat 2026 itibarıyla, dördüncü yılını dolduran Rusya-Ukrayna savaşını sonlandırmayı amaçlayan diplomatik görüşmeler kalıcı bir barış ortamının sağlanması için yeterli diplomatik etkiyi gösterememiştir. Taraf devletlerin stratejik çıkar çatışmaları ve toprak üzerindeki anlaşmazlıkları barış görüşmelerinde sürekli bir tıkanıklığa neden olmaktadır. 2014’ten bu yana yürütülen görüşmeler sonucunda imzalanan Minsk I ve Minsk II anlaşmaları, Belarus ve İstanbul Görüşmeleri Ukrayna bölgesinde aktif çatışmaların durdurulması, ağır silahların çekilmesi ve Donbass’a özel statü verilmesi gibi maddeleri içerse de ihlal edilen ateşkesin ve süregelen savaşın ötesine geçememiştir. İstanbul görüşmelerinin ardından, Ukrayna'nın tarafsız, bağlantısız bir statüye bağlılığını içeren bir anlaşma taslağı imzalansada anlaşma süreci engellenmiştir.
24–25 Ocak ve 4–5 Şubat 2026 tarihlerinde Abu Dabi’de gerçekleştirilen barış müzakerelerinde Ukrayna, Rusya ve ABD heyetleri bir araya gelmiş; İkinci tur görüşmelerin ardından Rusya ve Ukrayna, 157'ye 157 oranında savaş esiri değişimi yapılmıştır. İkinci tur müzakereler öncesinde Rusya’nın barış görüşmeleri esnasında askeri operasyonlarını sürdürmesi, kalıcı bir barış ortamının sağlanılması konusunda endişeleri beraberinde getirmiştir. Tarihte tekrarlayan barış görüşmeleri ve ihlalleri nezdinde Rusya’nın müzakere sürecini, Ukrayna’nın NATO üyeliğini engellemek ve sahada zaman kazanmak amacıyla stratejik bir araç olarak kullandığı yönündeki değerlendirmeleri daha da görünür hâle gelmiştir. Barış görüşmeleri sürecinde Rus siyasi söylemi ile eş zamanlı olarak devam eden askeri faaliyetler, kalıcı bir barış iradesinden ziyade taktiksel bir yaklaşım benimsendiği izlenimini güçlendirmiştir. Bu çalışma kapsamında Rusya-Ukrayna savaşının sürdürülebilirliği çok boyutlu bir perspektifle ele alınmıştır. Bu doğrultuda savaşın ekonomik ve askerî maliyeti, tarafların talep ettiği güvenlik garantileri, Donetsk, Luhansk ve Donbass hattında süregelen egemenlik ve çıkar temelli anlaşmazlıklar ile söz konusu bölgelerin barış sürecini tıkayan yapısal dinamikleri analiz edilmiştir. Ayrıca Rusya’ya uygulanan yaptırımlar sonrasında Çin ve Hindistan ile gelişen ekonomik ve ticari yakınlaşmaların, Rus ekonomisinin beklenen ölçüde yıpranmasını neden sınırladığı değerlendirilmiş; bu durumun savaşın devamlılığı üzerindeki etkileri kapsamlı biçimde incelenmiştir.
Barış Görüşmeleri Güvenlik Garantileri
Ukrayna, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya arasında savaşı sona erdirmeye yönelik iki günlük üçlü görüşmeler 23-24 Ocak tarihlerinde Abu Dabi’de gerçekleştirilmiştir. ABD Orta Doğu Özel Temsilcisi Witkoff, Xteki paylaşımında Rus Özel Elçisi Kirill Dmitriev ile görüşmelerinde Ukrayna çatışmasının barışçıl bir şekilde çözülmesi için ABDnin arabuluculuk çabalarının bir parçası olarak verimli ve yapıcı toplantılar gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. ABD, her iki tarafın da bir anlaşmaya yakın olduğunu söylese de; Kieve göre, savaş sonrası çözümde kilit mesele olan toprak konusunda henüz bir anlaşmaya varılamamıştır. Abu Dabi müzakere masasındaki en zorlu başlıkların; toprak bütünlüğü, güvenlik garantileri ve kalıcı ateşkes olması beklenmektedir.nbsp;
Abu Dabi’nin ikinci görüşmelerinin ardından 6 Şubat’ta Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı (GRU) üst düzey yetkilisi Korgeneral Vladimir Alekseyev’e yönelik suikast girişiminin ardından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna liderliğini açıkça suçlayarak, “Zelenskiy barış sürecini raydan çıkarmaya çalışıyor” ifadelerinde bulunmuştur. Barış müzakereleri esnasında devletlerin karşılıklı askeri harekatlarını sürdürmesi gerginliği tırmandıran diğer başlıklardan biridir.
Ukrayna Savunma Bakanı Umerov, Ukrayna heyetinin halihazırda Cenevrede olduğunu ve üçlü görüşmelerin yeni bir turuna hazırlandığını duyurmuştur. Sosyal medyada yaptığı paylaşımda, Güvenlik ve insani konularda yapıcı çalışmalar ve özlü toplantılar yapmayı, onurlu ve sürdürülebilir bir barışa doğru ilerlemeyi umut ettiğini ifade etmiştir. 17-18 Şubat 2026’da Cenevrede bir araya gelen ABD, Ukrayna ve Rusya heyetleri toprak anlaşmazlıklarını gündeme almıştır. Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov 16 Şubat 2026’da yaptığı açıklamada, Bu seferki amaç, ana konular da dahil olmak üzere daha geniş bir yelpazedeki konuları görüşmek. Ana konular hem toprakları hem de öne sürdüğümüz taleplerle ilgili her şeyi ilgilendiriyor ifadelerinde bulunmuştur.
Zelensky, Cenevredeki üçlü görüşmelerin arifesinde bile Rus ordusunun Ukraynaya yönelik saldırılara devam etmekten başka emri yok. Bu, Rusyanın ortaklarının diplomatik çabalarına nasıl baktığını gösteriyor dedi.nbsp; Ukrayna ve Rusya, ABDnin himayesinde Cenevrede yürütülen görüşmelerin ikinci gününü Çarşamba günü önemli bir ilerleme kaydedilmeden tamamlanmıştır. Cenevre’de askeri anlamda yapıcı görüşmeler olsa da siyasi alanda anlaşmazlıkların devam ettiğine dikkat çekmiştir. Görüşmelerin sona ermesinin ardından Kremlin müzakerecisi Vladimir Medinsky, Ukrayna tarafıyla yaklaşık bir buçuk saat süren kapalı kapılar ardında bir görüşme gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmeye dair herhangi bir detay ortaya çıkmamıştır.
1.1. Toprak Anlaşmazlıkları:
Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy, Rusya, ABD ve Ukrayna arasında Abu Dabi’de yürütülen üçlü görüşmelerin büyük ölçüde ülkenin doğusundaki Donbass bölgesinin geleceğine odaklanacağını açıkladı. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Ukrayna birliklerinin doğudaki Donbass bölgesinden çekilmesinin Rusya açısından “önemli bir şart” olmaya devam ettiğini ifade etmiştir. Putin’in dış politika danışmanı Yuri Uşakov ise Witkoff ve Kushner ile yapılan görüşmelere katıldığını belirterek; “toprak meselesi çözülmeden uzun vadeli bir uzlaşmanın mümkün olamayacağının yeniden teyit edildiğini” ifade etmiştir. Moskova, “Çapa Formülü” adını verdiği plana göre Ukrayna, Rusya’nın ele geçiremediği bölgeler de dahil olmak üzere Donbass’ın tamamını Rusya’ya devretmesini bekliyor. Diğer taraftan Zelenskiy, ABD’nin sunduğu serbest ekonomik bölge fikrini yani; Doğu Ukrayna’da özel ekonomik bölge kurulmasını savaş hattındaki bölgede ekonomik canlanma ve barış süreci senaryosunu değerlendirmeye hazır olduğunu söylese de, Moskova bunun yeterli olmadığını açıkça belirtmiştir. Zelenskiy’nin ifadesine göre bu tür bir bölge oluşturulmadan önce güvenlik garantileri ve halkın onayı gibi demokratik süreçlerin işletilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir.
Avrupa’nın II. Dünya Savaşı’ndan bu yana gördüğü en büyük askeri harekât olan Ukrayna’nın işgali sonrasında başarısız olan barış görüşmeleri bölgedeki istikrarın sağlanılması yönündeki inancı zayıflatmaktadır. Barış görüşmelerinde yaşanan sürekli tıkanıklıklardan biri devletlerin toprak ve sınır güvenliği konusunda yaşadıkları anlaşmazlıklardır. Nitekim Rusya’nın Ukrayna’nın NATO üyeliğinden vazgeçmesini ve Donbass, Luhansk Zaporijya, Herson ile Kırım’ın ilhakını tanımasını şart koşması; Ukrayna’nın ise, toprak bütünlüğünü korumak adına Rus ordusunun Donbass, Luhansk ve Zaporijya, Herson’dan tamamen çekilmesini talep etmesi uzlaşıyı imkansız hale getirmektedir. Her iki devletinde özellikle Donbass üzerinde yaşadığı çıkar çatışmasının nedeni Donbass’ın; kömür, maden, lityum, kobalt, titanyum ve galyum gibi nadir toprak elementleri de dahil olmak üzere, savunmadan elektrikli araçlara kadar çeşitli endüstriler için önem taşıyan, 11,5 trilyon dolara kadar değerinde büyük yeraltı mineral yataklarına sahip olmasıdır. Aşağıdaki infografi çalışmasında Donbass, Zaporijya başta olmak üzere diğer bölgelerin rezervleri ve bu rezerv kaynaklarının mevcut kontrolü üzerine ayrıntılı bir çalışma gerçekleştirilmiştir.
Yukarıdaki veriler doğrultusunda Ukrayna'nın Dinyeper-Donetsk bölgesi tek başına bilinen geleneksel petrol, gaz ve kömür üretiminin ve rezervlerinin %80'ini oluşturmaktadır. Ukraynalı yetkililer füze, uçak ve gemilerde kullanılan titanyum rezervleri bakımından ülkelerinin dünyada ilk 10'da olduğunu; ancak kanıtlanmış rezervlerinin yalnızca yaklaşık yüzde 10'u geliştirilebildiklerini ifade etmiştir. Bu bölgelerin zengin rezervlere sahip olması ve Putin’in halihazırda savaş koşullarında elinde tuttuğu rezervlerden vazgeçmeyeceğini gösteren bir önemli görüşmede Alaska’da gerçekleşmiştir. Putin, Alaska Zirvesi’nde Donbass üzerindeki tam kontrolü, savaşın sona ermesi için temel şart olarak dile getirmiştir. Reuters haber ajansının tahminlerine göre Ukrayna 2026’da Donetsk'te yaklaşık 5.000 kilometrekarelik alanı elinde tutsa da 2026 itibariyle Luhansk'ın tamamı, Donetsk'in ise yaklaşık yüzde 70'i Rusya'nın kontrolündedir. Yani Donbass'ın yaklaşık yüzde 88'i Rusya’nın kontrolündedir. Donbass bölgesinin tamamen Rusya kontrolüne geçmesi ve Zaporijya ile Herson'daki cephe hattı "dondurulması durumunda", oluşturulacak kara koridoru sayesinde Kırım’a doğrudan erişim sağlayan Rusya, hem sınırlarını genişletecek hem de Ukrayna'nın Azak Denizi'ne çıkışını engelleyerek deniz sınır sahanlığında Azak’ı Rus Gölü haline getirerek; sınırlarında AB ve NATO destekli oluşabilecek tüm birliklerden ve tehditlerden korunacaktır.
1.2. Anlaşma İhlalleri: 2014’te Ukrayna'nın doğusundaki Donetsk ve Luhansk bölgelerinde Rus destekli ayrılıkçı güçler ile Ukrayna'ya bağlı askeri birlikler arasında çıkan çatışmaları sonlandırmak amacıyla Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) ve iki ayrılıkçı bölgenin temsilcileri Belarus'un başkenti Minsk'te bir araya gelmişti. 12 maddelik Minsk protokolünde;
Derhal ateşkes ilanı edilmesi
Ukrayna'daki silahlı gruplar askeri donanım, savaşçılar ve paralı askerlerin geri çekilmesi
Ateşkesin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT tarafından gözlenip denetlenmesi
Donetsk ve Luhansk'daki isyancıların elindeki bölgelere yönetim yetkileri devredilmesi
Ukrayna-Rusya sınırının AGİT tarafından gözlenmesi ve sınırda tampon güvenlik bölgeleri oluşturulması
"Kapsayıcı ulusal diyalog"un devam ettirilmesi
Donetsk ve Luhansk'da erken yerel seçime gidilmesini
Her iki tarafında gerçekleştirdiği ihlaller taraflar arasındaki güven ilişkisini zedelemiştir. Nitekim Ukrayna, Rusya’nın bu anlaşmaları yalnızca zaman kazanmak için kullandığını savunmaktadır. BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinden biri olan Rusya, en az 12 uluslararası ve ikili anlaşmayı ihlal etmiştir. Bunlar arasında, devletlerin egemen eşitliğini ve toprak bütünlüğünü, sınırların dokunulmazlığını, güç tehdidinden veya kullanımından kaçınmayı ve devletlerin kendi güvenlik düzenlemelerini seçme veya değiştirme özgürlüğünü garanti eden BM Şartı, Helsinki Nihai Senedi ve Paris Şartı yer almaktadır. Ukrayna bölgesindeki çatışmanın durudurulması ve kalıcı ateşkesin sağlanılması için Minsk dışında çeşitli barış girişimleri olmuştur. Bunlardan biri İstanbul Anlaşmaları, diğeri ise gündemde olan Abu Dabi ve Cenevre görüşmeleridir. İstanbul görüşmeleri; 16 Mayıs, 2 Haziran ve 23 Temmuz 2025 olmak üzere üç turda gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sırasında taraflar, İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcından bu yana en büyük esir değişimi de dahil olmak üzere bir dizi insani konuda anlaşmaya vardılar ve taslak mutabakat metinlerini karşılıklı olarak sundular. Ancak, olası çatışma çözüm yolları konusunda temel bir anlaşmaya varılamamıştır. Kasım 2025'te Amerika Birleşik Devletleri, Kiev ve Moskova'ya Trump'ın Ukrayna'daki çatışmayı çözmeye yönelik 28 maddelik barış planını sunmuştur. Batı medyasında yer alan haberlere göre, plan Ukrayna'nın NATO'ya katılmayı reddetmesini, Washington'un Kırım ve Donbas üzerindeki Rusya egemenliğini tanımasını, Ukrayna güçlerinin Donbas'tan çekilmesini, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin azaltılmasını ve diğer adımları içermektedir. Bu belge, Ukrayna ve Avrupalı müttefiklerinde hoşnutsuzluğa yol açtı ve önemli ölçüde değiştirilmeye çalışıldı. Putin ise, ABD önerilerinin Anchorage'da varılan anlaşmalara dayandığını vurguladı. Rusya bazı noktalara katılamayacağını, diğerlerinin ise tartışmaya açık olabileceğini belirtmiştir.Abu Dabi görüşmelerin ilki 23-24 2026 Ocak’ta gerçekleştirilirken ikinci görüşmeler 4-5 Şubat 2026 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir Abu Dabi’de ikinci barış görüşmelerinden hemen önce Zelenskiy yaptığı açıklamada Rusya’nın gece boyunca Ukrayna’nın Dnipropetrovsk ve Zaporizhzhia’ya yaklaşık 450 insansız hava aracı ve 70 füze fırlattığını, bunun savaşın başından bu yana gerçekleştirilen en büyük saldırılardan biri olduğunu açıklamıştır. Rusya–Ukrayna Savaşı’nı sona erdirmeye yönelik görüşmeler sürerken, Moskova’nın Doğu Ukrayna’daki toprak taleplerinden geri adım atmaya hazır olmadığı ve Kremlin’in barışta hızlı bir ilerleme ihtimaline düşük olasılık verdiği belirtilmektedir. ABD ve Ukraynalı yetkililer müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini ifade etse de, toprak meselelerinin liderlik düzeyinde siyasi kararlar gerektirdiği vurgulanmaktadır (Bloomberg, 2026). Tarafların özellikle müzakere süreçlerinde askeri operasyonları sürdürerek barış sürecini ihlal etmesi diplomatik çözüm yollarını işlevsiz hale getirdiği görülmektedir. Zelenskiy, ABD'nin enerji altyapısına yönelik saldırıları yasaklayan bir ateşkes önerdiğini ve Rusya'nın kabul etmesi halinde Ukrayna'nın da bu ateşkese uymaya hazır olduğunu söyledi. Aynı zamanda, Moskova'nın daha önce ABD tarafından önerilen bir haftalık duraklamayı kabul ettiğinde, bunun sadece dört gün sonra ihlal edildiğini de sözlerine ekledi.
1.3. Dış Yardımlar:
AB ve NATO ülkelerinin Ukrayna’ya yönelik askeri yardımları ile Rusya’ya uygulanan yaptırımlar, savaşın seyrini doğrudan etkilemiş ve savaşın stratejik dengelerinde değişime yol açmıştır. Savaşın ilk yıllarında, 2023 yılında AB’nin Ukrayna’ya silah tedarikini değerlendiren Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov; Ukrayna’nın giderek daha fazla silah talep ettiğine dikkat çekerek; “Batı, Ukrayna’nın bu taleplerini teşvik ediyor, bu silahları sağlamaya hazır olduğuna yemin ediyor. Durum oldukça çıkmaza girdi. Bu, NATO ülkelerinin giderek çatışmaya daha fazla doğrudan dahil olduğu gerçeğine, gerilimi tırmanmasına yol açıyor. Bu, olayların gidişatını potansiyel olarak değiştiremez ve değiştirmeyecek. Özel askeri operasyon devam edecek.” açıklamalarında bulunmuştur. Peskov’un bu söylemi retorikte kalmamış; 2023’ten itibaren Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonları süreklilik arz etmiş; enerji altyapısı, sağlık tesisleri ve havaalanları gibi kritik sivil ve stratejik hedeflere yönelmiştir. Ancak 28 Ağustos 2025 tarihinde AB Delegasyonu ve Britanya Konseyi ofislerinin de bulunduğu alanları kapsayan ve 90’dan fazla binada hasara yol açan hava saldırısı, önceki altyapı odaklı saldırılardan farklı olarak, Avrupa aktörlerinin Ukrayna’daki kurumsal ve diplomatik varlığına yönelik sembolik ve stratejik bir güç projeksiyonu olarak değerlendirilebilir.
Ukrayna'ya yönelik uluslararası desteğin boyutu, kullanılan veri seti ve hesaplama yöntemlerine göre farklılık göstermektedir. Almanya merkezli düşünce kuruluşu Kiel Enstitüsü'ne göre, ABD 24 Ocak 2022 ile 31 Ağustos 2025 tarihleri arasında toplam 130,6 milyar dolar destek taahhüdünde bulunmuştur. ABD hükümeti ise Ukrayna’ya tahsis edilen toplam kaynağın 187 milyar dolara ulaştığını ifade etmiştir. Zelenskiy; ordusu için harcanan rakamın 40 milyar dolarının öz kaynaklardan, 35 milyar dolarının ABD’den ve 25 milyar dolarının AB’den sağlandığını açıklamıştır (Kırım Haber Ajansı, 2025). AB ülkeleri Rusya’nın 210 milyar avroluk varlığını dondurmuş ve Ukrayna’nın 2026-2027 finansman ihtiyacı için 90 milyar avroluk ortak borçlanma üzerinde anlaşmıştır (Bayer, Gray, Rink, 2025).
Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya yönelik desteği mali ve askeri yardımla sınırlı kalmamış; Rusya’ya yönelik çeşitli yaptırımlar uygulanmıştır. İşgalin başlangıcından bu yana Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımların sürdüğünü hatırlatan Von der Leyen, 20. yaptırım paketini 'çok yakında' sunacaklarını açıkladı. Von der Leyen, bu hamlenin amacını 'Rusya’yı gerçek bir barış niyetiyle müzakere masasına oturmaya zorlamak için baskıyı artırmak' olarak ifade etmiştir. Tüm bu askeri ve ekonomik baskılar altında Putin, askeri varlığını sürdürebilmek için askerlik ikramiyelerini 195 bin rubleden 400 bin rubleye çıkarmak zorunda kalmıştır ki bu rakam Rusya’daki ortalama aylık ücretin neredeyse beş katına tekabül etmektedir (Taşlı, 2025). Savaşın seyrini etkileyecek bir diğer hamle ise askeri personel alımı ve mevcut kayıplardır. Savaş Araştırmaları Enstitüsü’ne (ISW) göre, 2025 yılında Rus kuvvetleri yaklaşık 4,900 kilometrekarelik bir alanda faaliyet gösterdi; bu da kilometrekare başına en az 83 kayıp anlamına gelmektedir. Ukrayna askeri istihbaratının başkan yardımcısı, Rusya'nın asker alım hedeflerini aştığını belirterek, Moskova'nın daha önce 2024 yılında 440.000'den fazla asker alacağı yönündeki iddiasını doğrulamıştır.Putin askeri personel ihtiyacını temin etmek adına sağlığı yerinde bütün erkeklerin, 18 yaşından itibaren bir yıl boyunca askerlik hizmeti veya yüksek öğrenim sırasında buna eşdeğer bir eğitim almasını yasal zorunluluk haline getirmiştir. Resmi yasal mevzuat portalında yayınlanan belgeye göre, 1 Ocak’tan 31 Aralık 2026’ya kadar 18 ile 30 yaş arasındaki, yedek subay statüsünde olmayan ve askerlik yükümlülüğü bulunan 261 bin Rusya vatandaşı silah altına alınması beklenmektedir. Rusya resmi askeri kayıplarını gizlese de bağımsız kaynaklar, Birleşik Krallık Savunma İstihbaratı ve NATO istihbaratı verileri 2022-2023 yılları arasında 31-59 yaş arası engelli erkek sayısının %30 (yaklaşık 507 bin kişi) arttığını raporlamıştır. 2023'te tekerlekli sandalye veya alt uzuv protezi ihtiyacı duyan Rus sayısı böylelikle 466.000'e ulaşmıştır. Bu rakam savaş öncesi döneme kıyasla 100.000'in üzerinde bir artışa işaret etmektedir. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) daha önce, 2024'ün sonunda cephede 376.000 Rus'un ağır yaralandığını ve sakat kaldığını tahmin etti. IISS hesaplamalarına göre Rus ordusunun 2022-24 için toplam kayıpları 783 bin kişi olarak gerçekleşmiştir. Bunlardan 172 bini ölü ve 611 bini ise yaralı olarak bildirilmiştir. IISS uzmanları, yaralılar arasında 235.000'inin tedavi edilebilir olarak nitelendirildiğini, geri kalanının ise sakat olduğunu belirtmiştir. Savaşın ek ve önemli maliyetlerinden biri olan protezler için bütçe harcamaları her yılı artış göstermektedir. Rusya’nın protez bütçe harcamaları; 2022'de 37,2 milyar ruble, 2023'te 42,2 milyar ruble, 2024'te 55,8 milyar ruble, 2025'te 75,4 milyar 2026’da 98 milyar rubleye çıkmıştır
2. Ukrayna’nın Savaşma Kabiliyetinin Artırılması
Abu Dabi görüşmeleri esnasında Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik hava saldırılarının ardından Bu gelişme üzerine NATO Genel Sekreteri Rutte, geçen yaz hayata geçirilen 'Ukrayna'nın Öncelikli İhtiyaçlar Listesi' (PURL) programının kritik önemine dikkat çekmiştir. PURL programı, ABD ve NATO tarafından Ukrayna'ya kritik öneme sahip silahları tedarik etmek amacıyla başlatılan bir girişimdir. Bu girişim, ABD yapımı silah ve teçhizatın NATO üye devletleri aracılığıyla teslimatını finanse etmeyi amaçlamaktadır. Program, ortak ülkelerin Ukrayna tarafından tanımlanan ve ABD ile NATO ile mutabık kalınan öncelikli ihtiyaçlar listesine göre bu tür silahların tedarikini finanse etmelerini amaçlamaktadır.
Aşağıdaki infografik çalışmasında Ukrayna'nın Öncelikli İhtiyaçlar Listesi' (PURL) katılımcı ülkeleri ve finansları ayrıntılı bir şekilde görselleştirilmiştir.
NATO Dışişleri Bakanlığı 2025 Aralık ayı toplantısında, her biri 500 milyon dolar değerinde üç yeni PURL paketi açıklamıştır. Paketlerden biri Almanya, Norveç ve Polonya tarafından finanse edilirken, ikinci paket Almanya, Hollanda ve Norveç tarafından finanse edilmiştir. Üçüncü PURL paketi ise Belçika, Kanada, Lüksemburg, Portekiz, Slovenya ve İspanya tarafından finanse edilmiştir. Askeri tehçizat yardımlarının yanı sıra savaşın başından bu yana Ukrayna’ya yönelik askeri eğitim destekleri verilmiştir. Ekim 2022’de Avrupa Birliği’nin EUMAM Ukraine kapsamında toplamda 60.000’den fazla Ukraynalı askerin Avrupa Birliği topraklarında eğitim aldığı açıklanmıştır. Birleşik Krallık’ın Temmuz 2022’de başlattığı Operation Interflex programı çerçevesinde 2022 sonundan 2025 başına kadar 45.000’den fazla Ukraynalı askere temel muharebe eğitimi vermiştir. ABD, Almanya’da bulunan Grafenwöhr Eğitim Sahası başta olmak üzere Avrupa’daki üslerde 2022’den itibaren Ukraynalı birliklere kombine silah manevrası, topçu koordinasyonu ve hava savunma sistemleri eğitimi sağlamıştır. Aynı zamanda 2023 yılında Danimarka ve Hollanda öncülüğünde oluşturulan F-16 Eğitim Koalisyonu, Romanya’daki F-16 Eğitim Merkezi’nde Ukraynalı pilotların eğitimine başlamış; ilk pilot grubunun eğitimi 2024 yılında tamamlanmıştır.
NATO Genel Sekreteri Rutte’nin Abu Dabi görüşmeleri öncesinde Rusya’nın gerçekleştirdiği hava saldırısına ilişkin açıklamalarında, Ukrayna'nın hava savunma kapasitesinin büyük oranda NATO desteğine dayandığını vurgulayarak; Patriot füzelerinin %75'inin ve diğer savunma sistemleri için gereken mühimmatın %90'ının bu program aracılığıyla sağlandığını ifade etmiştir. Rutte Rusya’nın özellikle barış sürecinde gerçekleştirdiği saldırıdan için; “Füze sayısı ve balistik füze sayısı açısından Ukrayna'ya yönelik en şiddetli saldırılardan biri gerçekleştirildi. Şimdiye kadarki en kötü saldırı olabilir ya da en azından ilk iki ya da üç saldırı arasında. Belki de en kötüsü.” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. Rutte, Rusya ile barış anlaşması imzalandıktan hemen sonra "İstekliler Koalisyonu"nun silahlı kuvvetlerinin Ukrayna'da karada, denizde ve havada konuşlanacağını, diğer NATO üyelerinin ise "başka yollarla yardım edeceğini" söylemiştir.
3. Yaptırımlar
Yaptırımların caydırıcılık kapasitesi literatürde tartışmalı bir konudur. Rusya örneğinde olduğu gibi, bu tür ekonomik baskı araçları bazen 'ters tepme etkisi' (backfire effect) yaratarak, hedef ülkenin dış politika tutumunu daha da sert bir politik seyirde ilerlemesinin önünü açabilmektedir. Rusya'ya uygulanan 19. yaptırım paketlerinin Rus ekonomisinde gözle görülür bir yavaşlama etkisi oluşturduğunu söylemek mümkündür. Uluslararası Enerji Ajansı'na göre, Rusya'nın petrol gelirleri Ocak 2023'te (Ocak 2022'ye kıyasla) dörtte birden fazla düştü. Uygulanan kapsamlı yaptırımlara karşın Rus ekonomisi enerji gelirleri ve askeri-endüstriyel üretim artışı sayesinde belirli bir istikrar düzeyini muhafaza etmeyi başarmıştır.
Aşağıda Grafik 1’de Rusya’ya yönelik uygulanan 19 yaptırım paketlerinin Rusya GSYİH’ne etkisini IMF, Dünya Bankası ve OECD rakamları ayrıntılı bir şekilde verilmiştir.
Yukarıdaki infografik çalışmasında görüldüğü üzere, Rusya ekonomisi 2020 yılında COVID-19 salgını nedeniyle belirgin bir daralma yaşamış, 2021’de güçlü bir toparlanma göstermiştir. 2022 sonrası dönemde ise Ukrayna Savaşı ve yaptırımların etkisiyle büyüme ivmesi zayıflamış; 2023 tahminleri kurumlar arasında farklılaşmakla birlikte OECD daha belirgin bir ekonomik daralmaya işaret etmiştir. Clark’a (2026) göre, ABD Başkanı Joe Biden Mart 2022’de Rus ekonomisinin yaptırımlar nedeniyle hızla küçüleceğini ve dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasından çıkacağını belirtmiştir. Ancak bu öngörü gerçekleşmemiştir. 2022’deki yaptırım şokunun ardından artan askeri harcamalar ekonomik daralmayı telafi etmiş; Rusya 2025 itibarıyla dünyanın dokuzuncu büyük ekonomisi konumuna yükselmiştir. Bir başka görüş ise Larsen (2024), ABD ve Avrupa Birliği (AB) öncülüğünde uygulanan yaptırımların Rus ekonomisinde ciddi yapısal kırılganlıklar yaratacağı yönündeki yaygın beklentilerin gerçekleşmediğini ileri sürmektedir. Nitekim Rusya ekonomisi 2023 yılında %3,6 oranında büyüme kaydederek Hindistan ve Çin dışında en hızlı büyüyen büyük ekonomiler arasında yer almıştır. Ayrıca 2024 yılının ilk iki çeyreğinde sırasıyla %5,4 ve %4,1’lik büyüme oranlarına ulaşılması, ekonomik performanstaki bu ivmenin sürdüğünü göstermektedir. OECD'nin yakın zamanda yayınlanan rakamları, Moskova'nın toplam ihracatının neredeyse yarısının Çin ve Hindistan'a yapıldığını gösteriyor. Rusya’nın deniz yoluyla Çin’e gerçekleştirdiği ham petrol ihracatı, Ocak 2026 itibarıyla yıllık bazda %46 artarak günlük 1,86 milyon varil ile rekor seviyeye ulaşmıştır. Aynı dönemde Moskova, Çin’e gönderdiği ham petrol miktarını Riyad’a kıyasla %56 oranında artırarak Suudi Arabistan’ı geride bırakmış ve Çin’in en büyük ham petrol tedarikçisi konumuna yükselmiştir. Ayrıca Doğu Sibirya–Pasifik Okyanusu (ESPO) hattı üzerinden yapılan ihracatın tamamı ilk kez doğu pazarlarına yönlendirilmiştir. Yalnızca Yulong rafinerisinin günde yaklaşık 240.000 varil Rus ham petrolü işlemesi dahi, Çinli rafinerilerin Batı’nın Rus enerji ihracatına yönelik baskısının etkisini dengelemede önemli bir rol oynadığını göstermektedir.Bir başka ifadeyle Çin, Rusya'nın Batı yaptırımlarından kaçınma çabalarında da merkezi bir rol oynamıştır.
2022’de sıkı ihracat kontrolleri uygulamasının ardından Rusya, askeri sanayisi için kritik öneme sahip ürünleri temin edebilmek amacıyla yaptırımları aşan alternatif tedarik zincirlerine yönelmiştir. Yaptırım koalisyonunun “Ortak Yüksek Öncelikli Ürünler Listesi” (CHPL) kapsamında belirlediği 50 kritik kalemin önemli bir bölümü savaş öncesinde AB’den sağlanmaktaydı. Ancak 2023 itibarıyla bu ithalatın %90’ı Çin bağlantılı firmalar aracılığıyla gerçekleşmiş, %49’u ise doğrudan Çin’de üretilmiştir. Böylece Çin’in rolü aracılıktan üreticiliğe evrilmiş; CNC makinelerden bilyalı rulmanlara kadar birçok hassas ürün Batı yerine Çin’den temin edilmeye başlanmıştır. Rusya’nın dış politikada izolasyonu Çin ile ilişkilerin derinleşmesine ortak askeri tatbikatlar ve işbirliklerinin yapılmasının önünü açmıştır. DW, Rusya ekonomisinden kurtarıcılarından birisinin de Türkiye olduğuna dikkat çekerek; "Başta Çin olmak üzere, Türkiye ve Kazakistan gibi Rusya'ya yaptırım uygulamayan bazı ülkeler, Moskova ile ticaretlerini önemli ölçüde artırdığı”nı ifade etmiştir. Ekonomik tabloda ise Batı yaptırımlarının yarattığı ekonomik maliyetler: Forbes'a göre, Rusya 2025 yılında dünyada en çok yaptırım uygulanan ülke olmaya devam ediyor. 50 ülke tarafından 20.000'den fazla yaptırım uygulanmış ve bunların %80'inden fazlası Şubat 2022'deki Ukrayna'nın topyekün işgali sonrasında hayata geçirilmiştir. Barış görüşmelerinin olumlu olması halinde bölgede çatışma sonrası istikrarın sağlanılması ve yeniden inşa süreçleri de oldukça maliyetli. Bugün Ukrayna’nın yeniden inşasının maliyeti 524 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır (Kandemir, 2025).
4. Savaşın Maliyetleri
Savaşın insani maliyeti yıkıcı boyutlara ulaşmıştır. İşgalin başlangıcından bu yana sivil ölüm sayısının resmi olarak 13 bin 580 olduğu ifade edilse de gerçek rakamın çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. ABD Savunma Bakanlığı sivil can kaybını 40 bin civarında öngörürken, 2025 yılı itibarıyla 3,7 milyon kişinin ülke içinde yerinden edildiği, 6,9 milyon kişinin ise yurt dışında mülteci olarak yaşadığı kaydedilmiştir. Ölen, yaralanan veya kayıp olan Rus askerlerinin sayısına ilişkin tahminler farklılık gösterse de, en son tahminler 700.000 veya daha fazla kayıp olduğunu, günlük kayıp oranının ise 670 olduğunu göstermektedir. Bu rakam, benzer bir çatışma olan 1979 Çin-Vietnam Savaşı sırasında Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun (PLA) verdiği kayıpların en düşük tahmininden %50 daha azdır.
ABD Savunma Bakanlığı: 600.000'den fazla ölü veya yaralı (Ekim 2024 tahmini).
Uluslararası Yaralanma Sayısı (IISS): 783.000 , bunların 172.000'i ölü ve 611.000'i yaralı (2024 sonu tahmini).
NYT: 700.000'den fazla ölü veya yaralı (Ocak 2025 tahmini).
Republic.ru: 1.200.000 , bunların 300.000'i ölü ve 900.000'i yaralı (Şubat 2025 tahmini).
Rusya Federasyonu Savunma Bakanlığı: 48.000 kayıp (Aralık 2024 tahmini). (Trevelyan,2024).
Savaşın maliyetleri yalnızca askeri teçhizat, personel ve sivil kayıplarla sınırlı kalmamakta; uzun soluklu çatışma hali devletlerin ekonomisini de önemli ölçüde yavaşlatabilir. Çatışma bölgesinde üstünlüğün sağlanılması için askeri personelin eğitilmesi, savaş bütçesine aktarılan kaynaklar, ek ödenekler, uluslararası alanda maruz kalınan yaptırımlar; kayıplar için ödenen aylıklar, sakat kalan askerlerin sağlık masrafları vb. gelişmeler savaş halindeki devletler için bir külfet oluşturmaktadır. Ekonomik etkiler dışında sosyolojik ve toplumsal düzeyde de savaşın etkileri görülmektedir. Rusya'nın savaş öncesi popülasyonu 146-147 milyondu ve cinsiyet oranı %53,5'i kadın, %46,5'i erkekti; bu rakamlara göre Rusya'da kadınlar erkeklerden 10-11 milyon daha fazlasını oluşturuyor. 2026 yılında popülasyonun 143-146 milyon civarında olacağı tahmin ediliyor (savaş + göç + düşük doğum oranları nedeniyle hafif bir düşüş). Toplam nüfusun %53,65'i kadın, %46,35'i erkektir; kadınlar erkeklerden yaklaşık 10,5 milyon daha fazladır. Değişimin nedenleri: Savaş kayıpları (1,2-1,25 milyon kayıp, 219-325 bin ölü; Mediazona: 219 bin doğrulanmış, %99'u erkek) erkek nüfusunu yaklaşık %0,3-0,5 oranında azaltmıştır. Askerlikten kaçınma (500 bin-1 milyon genç erkek göçü) ek bir etki yaratmıştır, ama genelde bu etkinin boyutu küçüktür (~%0,3'lük bir değişim). Savaşın popülasyon üzerinde dramatik bir kırılma sayısal rakamlara yansımasa da; toplam erkek nüfusu 68-70 milyon olan; ölü sayısı 300 bin (etki %0,4). Popülasyondaki 10 milyonluk kadın fazlası (dünyanın en yüksek fazlası) bu değişimi absorbe etmektedir.
Her iki devletinde savaş sürecindeki kayıpları önemli ölçüde toplum dengesini etkilemiştir. Ayrıca aktif çatışmaların yaşandığı bölgelerde altyapının ağır hasar görmesi, savaş ve yeniden inşa sürecini hem teknik hem de mali açıdan da son derece zorlaştırmaktadır. Günümüzde Ukrayna’da yoğun operasyonların yürütüldüğü birçok şehir büyük ölçüde tahrip olmuştur. Savaşın dördüncü yılında her iki tarafın da askeri, ekonomik ve insani kayıpları ciddi boyutlara ulaşmıştır. Süregelen Abu Dabi ve Cenevre barış görüşmelerinde kalıcı bir ateşkes ve istikrarın sağlanamamıştır. Barış sürecinde kalıcı ateşkesin sağlanabilmesi ve istikrarın tesis edilebilmesi için tarafların karşılıklı olarak güç kullanımından kaçınacaklarına dair güvence mekanizmaları oluşturması gerekmektedir. Her iki devletin bu güvenceyi sıklıkla ihmal etmesi gerçeği başta olmak üzere Rusya’nın Donbas, Luhansk ve Donetsk bölgeleri üzerindeki tam egemenlik talebi ile Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarından vazgeçmemeye yönelik kararlı tutumu, barış müzakerelerinde temel bir çıkmaz oluşturmaya devam etmektedir. Bu yapısal anlaşmazlıklar, daha önce gerçekleştirilen Minsk I ve Minsk II anlaşmaları ile İstanbul görüşmelerinde olduğu gibi, olası bir ateşkesin uzun vadeli ve sürdürülebilir olmaktan ziyade geçici kalma riskini artırmaktadır.
5. Putin’in İşgal Sürecinde Denazifikasyon Söylemleri ve Savaşın Meşrulaştırılması
Tam işgalin başlangıcının ardından Rusya devlet başkanı Putin’in;
“Sekiz yıldır, tam sekiz yıldır, durumu barışçıl siyasi yollarla çözmek için elimizden gelen her şeyi yaptık. Her şey boşunaydı.
Yine Putin;
“Önceki konuşmamda da belirttiğim gibi, orada olup bitenlere merhametsizce bakamazsınız. Artık tahammül edilemez hale geldi. Orada yaşayan ve umutlarını Rusya'ya, hepimize bağlamış milyonlarca insanın maruz kaldığı bu vahşeti, bu soykırımı durdurmak zorundaydık Ukrayna topraklarını işgal etme planımız yok. Kimseye zorla bir şey dayatmayı amaçlamıyoruz.
şeklindeki açıklamasının ardından bugün Ukrayna’da kayıplar ve askeri ölümler dışında yaklaşık 14 bin sivilin hayatını kaybettiği raporlanmıştır. Rusya'nın işgal sürecinde kullandığı 'denazifikasyon' (nazielrden arındırma) argümanı, tipik bir güvenlikleştirme örneğidir. Bu noktada Putin yönetimi, Ukrayna kimliğini 'ötekileştirerek' askeri müdahaleyi varoluşsal bir tehdide karşı zorunlu bir savunma mekanizması olarak meşrulaştırmaktadır. Putin; Rusça konuşan nüfusun ve özellikle Ukrayna'daki Rusların, sözde neo-Nazi protestoları ve Euromaidan devrimi (Kasım 2013-2014) sırasında iktidara gelen "Nazi" hükümeti tarafından baskı altına alındığı iddiasını hem 2014'te Kırım Yarımadası'nın ilhakı sırasında hem de daha sonra Donbass bölgesindeki silahlı çatışma sırasında aktif olarak kullanımıştır. Putin’in Denazifikasyon söylemleri üzerine ABD Konsolosluğu’nun yayınladığı Dezenformasyon Ruleti: Kremlin'in Haksız Bir Savaşı Meşrulaştırmak İçin Söylediği Yalanlar Yılı raporunda Kremlin'in savaşı meşrulaştırmak için, NATO ve "Batı"nın Rusya'nın güvenliğini tehdit eden saldırganlar olduğu yönündeki iddiasına dikkat çekerek; Batı'nın savaşı körüklediği yönündeki dezenformasyon anlatısını, ABD ve NATO'nun Ukrayna'nın kendini savunmasına yardım ederek savaşı uzattığı veya tırmandırdığı yönünde bir anlatıya dönüştürdüğüne dikkat çekmiştir.
Savaş suçlarında bölgedeki gerilimi ve tartışmaları artıran bir diğer konu ise savaşta kaybolan çocuklar meselesidir. Yale İnsan Hakları Araştırma Merkezi (HRL), 24 Şubat 2022'deki Ukrayna'nın topyekün işgalinden bu yana kamplarda ve diğer tesislerde tutulan, yaşları dört aydan 17 yaşına kadar olan en az 6.000 Ukraynalı çocuk hakkında bilgi topladı. HRL tarafından tespit edilen kampların en az 32'si (%78), Ukraynalı çocukları Rusya merkezli akademik, kültürel, vatansever ve/veya askeri eğitime maruz bırakan sistematik yeniden eğitim çabalarıyla entegre etme hedefiyle "entegrasyon programları" olarak tanıtılmaktadır. Yale İnsan Hakları Araştırma Merkezi (Yale HRL), yetim oldukları iddia edilen çocukların barındırıldığı ve daha sonra Rusya'da koruyucu ailelere yerleştirildiği en az iki kamp tespit etmiştir. Bu kamplardan yirmi çocuğun Moskova bölgesindeki ailelere yerleştirildiği ve oradaki yerel okullara kayıt olduğunu bildirimiştir. Çin ABD Konsoloslukları aynı raporda
Kremlin'in, Ukrayna'nın bir devlet olarak varlığını inkar etmeye ve geçmişini ve geleceğini silmeye kararlı” göründüğünü ifade ederek; Rusya’nın, bu çocukların kendilerine bakacak ebeveynleri veya vasileri olmadığını ya da onlara ulaşılamadığını iddia etmiştir.
Ancak Associated Press, yetkililerin Ukraynalı çocukları rızaları olmadan Rusya'ya veya Rus kontrolündeki bölgelere sınır dışı ettiğini, ebeveynleri tarafından istenmedikleri konusunda yalan söylediklerini, onları propaganda amacıyla kullandıklarını ve onlara Rus aileleri ve vatandaşlığı verdiklerini ortaya çıkardı. Nitekim kaçırılan çocukların cinsiyetleri yaş aralığı bilgisine erişebilme imkanımız olsaydı bu göstergelerle savaş bölgesinde kendi ülkesine karşı savaşmak için yetiştirilip/yetiştirilmedikleri üzerinde bir varsayım yapabilirdik. Ancak Batı ve Rus medyalarında farklı yansıtılan gerçeklikler; savaş suçlarında gözardı edilemeyecek bu durumun tespit edilebilirliğini zorlaştırmaktadır.
Sonuç
Dördüncü yılına giren Rusya–Ukrayna savaşı, klasik bir bölgesel çatışmanın ötesine geçerek çok katmanlı, uzun süreli ve sistemik etkiler üreten bir güç mücadelesine dönüşmüştür. Savaş sürecinde her iki taraf da ciddi askeri kayıplar vermiş, sivil ölümler ve kitlesel yerinden edilmeler insani boyutu derinleştirmiştir. Savaş sürecinde caydırıcılık yaratmak için uygulanan çeşitli yaptırımlar diplomatik ilişkilerin küresel ölçekte yeniden şekillenmesine neden olmuştur. Savaşın beklenenden uzun sürmesi, bir yandan Rusya’nın hızlı zafer elde edememesine bağlı stratejik başarısızlık tartışmalarını gündeme getirirken; diğer yandan Moskova’nın dolaylı olarak Batı ittifakıyla mücadele ettiği ve bu yüzden uzun soluklu bir savaş olduğu yönündeki tartışmaları güçlendirmiştir. Bu durum, modern savaşlarda doğrudan ve dolaylı aktörler arasındaki güç asimetrilerinin sonuç üretme kapasitesini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Savaş boyunca uygulanan kapsamlı yaptırımlara rağmen Rus ekonomisinin beklenen çöküşü yaşamaması, enerji gelirleri, alternatif ticaret ağları ve yaptırımlara uyum stratejileri sayesinde ekonomik dayanıklılığın belirli ölçüde koruduğu gözlemlenmiştir. Buna karşılık Ukrayna’nın başta Avrupa Birliği olmak üzere Batılı aktörlerden aldığı mali, askeri ve siyasi destek, modern müttefiklik ilişkilerinin savunma yatırımları ile sınırlı kalmamış aynı zamanda finansman, teknoloji transferi ve istihbarat paylaşımı boyutlarını da içeren; klasik ittifak modellerinin ötesinde, ağ temelli ve çok aktörlü bir güvenlik mimarisinin sahada test edildiği bir sürece dönüşmüştür.
Çatışma aynı zamanda modern savunma teknolojilerinin gerçek muharebe koşullarında sınandığı bir laboratuvar işlevi görmüştür. İnsansız hava araçları, hassas güdümlü mühimmatlar, elektronik harp sistemleri ve uydu destekli istihbarat unsurları savaşın karakterini önemli ölçüde değiştirmiştir. Saradzhyan (2025)’ın da vurguladığı üzere, Rusya’nın askeri itibarı kısmen zedelenmiş olsa da, savaş sahası modern muharebe deneyimi ve yeni teknolojilerin uygulanması açısından önemli bir sınama zemini olmuştur. Bu süreçte Rus Silahlı Kuvvetleri çağdaş sistemleri test ederken, T-72, T-80 ve T-90 gibi eski nesil ana muharebe tanklarının yüksek yoğunluklu modern savaş koşullarında beklenen performansı gösterememesi, doktrin, taktik ve kuvvet yapısında dönüşüm ihtiyacını açık biçimde ortaya koymuştur. Ayrıca Rusya, Ukrayna’nın İHA’lara olan bağımlılığını dengelemek için gelişmiş elektronik karıştırma kabiliyetleri ve kendi İHA platformlarını geliştirme yönünde belirli ilerlemeler kaydetmiştir. Bu deneyimler, modern savaş koşullarında taktik ve teknolojik adaptasyon kapasitesine dair önemli çıkarımlar sunmaktadır. Diplomatik alanda ise barış girişimlerinin sürekli tıkanması, tarafların maksimalist hedeflerinden vazgeçmemesi ve sahadaki askeri operasyonların müzakerelerle eş zamanlı devam etmesi, çıkar çatışmasının yüksek olduğu durumlarda geleneksel diplomasi araçlarının sınırlı etkisini göstermektedir. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünden taviz vermeyi reddetmesi ile Rusya’nın işgal ettiği bölgeler üzerindeki kontrolü meşrulaştırma talebi arasındaki uyuşmazlık, kalıcı barışın önündeki en temel engel olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, taraflardan birinin temel güvenlik ve egemenlik beklentileri karşılanmadığı sürece sürdürülebilir bir barış düzeninin kurulmasının son derece güç olduğu görülmektedir.
Sonuç olarak, Rusya–Ukrayna savaşı; büyük güç rekabeti, ekonomik yaptırımların etkinliği, modern askeri teknolojilerin dönüşümü ve yeni ittifak modellerinin oluşumu açısından uluslararası sistemin geleceğini şekillendiren kritik bir kırılma noktasıdır. Savaşın uzaması, askeri zaferin tek başına siyasi sonuç üretmeye yetmediğini, ekonomik dayanıklılık, dış destek ağları ve diplomatik manevra kapasitesinin modern çatışmalarda en az askeri güç kadar belirleyici olduğunu göstermektedir. Bu nedenle söz konusu savaş, 21. yüzyılın hibrit, çok boyutlu ve uzun süreli çatışma dinamiklerini anlamak açısından temel bir referans vakası niteliği taşımaktadır.


Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!