Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) temel taşlarından biri olan Ukrayna, Soğuk Savaş döneminde Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) başlıca düşmanlarından biri olmuştur.[1] Rusya’dan sonra en kalabalık ve en güçlü ikinci Sovyet cumhuriyeti olan Ukrayna, SSCB’nin tarımsal üretiminin büyük bölümüne, savunma ve askeri sanayisine, Karadeniz donanmasına ve nükleer cephaneliğinin bir kısmına ev sahipliği yapmıştır.[2] Ukrayna, SSCB için öylesine hayati öneme sahip olmuştur ki, 1991’de bağlarını koparma kararı, zayıflayan bir süper güce karşı girişilmiş bir darbe niteliği taşımıştır.
1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Ukrayna bağımsızlığını kazanmış ve bu durum Rusya ile Ukrayna arasında yeni bir gerilim dinamiği yaratmıştır. 2013’ün sonlarında Ukrayna Devlet Başkanı Yanukoviç, Avrupa Birliği ile ortaklık anlaşmasını imzalamayı reddetmiş ve müzakereleri askıya almıştır. Bu karar, Ukrayna’daki Batı yanlısı kesimlerin protestolarını tetiklemiştir.[3]
2013’te yaşanan bu gelişmelerin ardından Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhak etmesi bölgede tansiyonu yükseltmiştir. Kırım’ın Rusya’ya katılması Ukrayna’da büyük endişelere yol açmıştır. Bu endişeler yersiz olmamıştır; zira Ukrayna’nın Donbas bölgesindeki Rusya yanlısı ayrılıkçılar Kiev yönetimine karşı ayaklanma başlatmıştır. Ukrayna bölgeye yönelik “terörle mücadele operasyonu” başlatırken, Rusya’nın isyancılara hem silah hem de komuta desteği sağladığı iddia edilmiştir; ancak Moskova bu iddiaları reddetmiştir. Donbas’ta verilen kayıplar sonrasında taraflar için siyasi çözüm öngörülmüş olsa da barış adına etkin yöntemler geliştirilememiştir.
Şubat 2021’e gelindiğinde, Ukrayna’nın NATO’ya katılma yönündeki açıklamaları ve Batı’ya yönelimi, Rusya’nın daha sert müdahalesine neden olmuştur. Rusya, NATO’nun doğuya genişleme politikasını “varoluşsal bir tehdit” olarak nitelendirmiş ve Ukrayna’ya saldırı başlatmıştır. 2022’nin ilk aylarında Rusya, kuzeyden, doğudan ve güneyden olmak üzere üç cepheden Ukrayna’ya askeri operasyon düzenlemiştir. Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi’nin haftalık basın toplantısında, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Avrupa Bölge Bürosu Direktörü Phillipe Leclerc, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın üçüncü yılına girildiğini hatırlatarak binlerce kişinin yaşamını yitirdiğini ifade etmiştir.
Leclerc şu ifadeleri dile getirmiştir:
“Bu savaş tarifsiz bir yıkıma neden olmuş, aileleri parçalamış, ciddi psikolojik travmalar yaratmış ve ülkenin ekonomisi ile altyapısını tahrip etmiştir. Yalnızca son altı ayda artan saldırılar nedeniyle 200 binden fazla insan Ukrayna’nın doğusundaki evlerini terk etmiştir. Savaş nedeniyle 10,6 milyon Ukraynalının yerinden edildiği tahmin edilmektedir. Bu, savaş öncesi nüfusun neredeyse dörtte birine denk gelmektedir. Ukrayna içinde 3,7 milyon kişi göç etmek zorunda kalmış, 6,9 milyon mülteci ise hâlen yurtdışında korunma arayışını sürdürmektedir.”
2021’den itibaren bölgede refah ciddi biçimde erozyona uğramıştır. Tarafların barışa direnci, insan hakları krizlerinin, zorunlu göçlerin ve can kayıplarının devamına yol açmıştır. Barış için ortak müzakereler bir zorunluluk hâline gelmiştir. Bu bağlamda son haftalarda Trump’ın, Azerbaycan-Ermenistan bölgesindeki ikili çatışmaları sona erdirmeye, bölgeyi istikrara kavuşturmaya ve barış inşa etmeye yönelik bir barış süreci hazırlamış olması dikkat çekmiştir. Azerbaycan ve Ermenistan bu çözümden memnuniyet duymuştur. Barış bildirgesinin içeriği tarafların “Trump koridoru” adıyla anılacak büyük bir transit koridor oluşturmayı kabul ettiklerini göstermiştir.[4] Bu barış sürecinin diğer devletler için de güvenlik tehdidi oluşturma ihtimali mevcuttur. Bu gelişmelerin ardından Trump ile Putin arasında gerçekleşen görüşme, Ukrayna’da barış ihtimaline ilişkin soru işaretleri doğurmuştur. Ancak Putin’in, Ukrayna’da ateşkes anlaşmasına varılması için bazı bölgelerden feragat edilmesini talep etmiş olması ve Ukrayna’nın bunu reddetmesi, sürecin Azerbaycan-Ermenistan barış sürecine kıyasla daha zorlu olacağını göstermiştir.
Trump ve Putin’in buluşması bazı akademisyenler arasında endişe yaratmıştır. Bunlardan biri olan King’s College London Rusya Profesörü Sam Green, görüşmenin Rusya lehine olduğunu, Alaska’da yapılmasının ise sınırların değişebilir ve toprakların alınıp satılabilir olduğuna dair bir sembolizm taşıdığını ifade etmiştir.[5]
Rusya, Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesini –Luhansk ve Donetsk dâhil– bırakması karşılığında ateşkes önermiştir. Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynak, Putin’in Zaporizhzhia ve Herson bölgelerindeki saldırıları durdurmaya hazır olduğuna dair önerisinin Amerikalılarca bir geri çekilme teklifi olarak yorumlandığını belirtmiştir. Aynı kaynak;
“Kremlin açısından siyasi olarak Ukrayna’nın nihai çöküşüne kadar savaşı sürdürmek, barış yapmaktan daha kolaydır; bu nedenle kalıcı değil, geçici bir ateşkes fikrine tutunmaktadırlar.” ifadesini kullanmıştır.
Savaştan bu yana dikkat çekici gelişmelerden biri Rus ekonomisinin, çok ağır yaptırımlara rağmen beklenmedik bir dayanıklılık göstermesidir. 2023 ve 2024 yıllarında ekonomi beklentilerin üzerinde bir büyüme gerçekleştirdi ve enflasyon kontrol altında tutuldu. Gürses (2025)'e göre, olası bir barış dönemi Rus ekonomisine zarar verecektir. Aşırı ısınan ekonominin soğumasıyla Rus ekonomisinde durgunluk yaşanacağını ifade etmiştir. Dolayısıyla ciddi yaptırımlara büyük bir direnç gösteren Rusya'nın olası senaryoda barış masasından bekentileri bu bağlamda Kyiv kanadında yıpratıcı talepler yaratabilir.
Öte yandan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin Avrupa devletleri ile birlikte Beyaz Saray’a gitmiş olması baskı yaratma potansiyeli taşımıştır. Ancak ortaya çıkan tablo, uluslararası karar alma süreçlerinde hâlen ABD’nin baskın aktör olduğunu göstermektedir. ABD ile Rusya’nın perde arkasında enerji, doğal kaynaklar veya güvenlik garantileri üzerinden uzlaşmaya varabileceği ihtimali söz konusudur. Bu durumda Ukrayna, büyük güçler arasında bir pazarlık unsuru hâline gelmektedir. Bazı düşünürler bu ilhakı, devletin sınır güvenliğini koruma bağlamında “gerekli bir müdahale” olarak nitelendirmiş olsa da, 21. yüzyılda egemen bir devletin sınırlarını “genişletme” amacıyla ihlal etmek meşru bir eylem olarak değerlendirilememektedir.
Çıkar çatışmaları nedeniyle devletlerin uzlaşmaya varamaması, hem Rusya’yı hem Ukrayna’yı ekonomik, siyasi ve psikolojik açıdan yıpratmaya devam etmiştir. Bu bağlamda Putin ile Trump arasındaki görüşmelerin sonucu yalnızca Ukrayna savaşının geleceğini değil, diğer devletlerin sınırlarına dair uluslararası algıyı da etkileyecek önemli sinyaller taşımaktadır. Görüşmenin Alaska’da yapılmış olması sembolik bir anlam taşımaktadır. Nitekim Alaska, 1867 yılında ABD tarafından Rusya’dan 7,2 milyon dolar karşılığında satın alınmıştır. Bu tarihsel arka plan, toprak değişiminin yalnızca askeri yollarla değil, diplomatik ve ekonomik anlaşmalarla da mümkün olabileceğini hatırlatmaktadır. Eğer bu müzakerelerden çıkacak bir “barış anlaşması”, Ukrayna’nın bazı topraklarından vazgeçmesiyle sonuçlanırsa, bu durum uluslararası hukuk ve egemenlik ilkeleri açısından ciddi bir kırılma noktası teşkil edecektir. Böyle bir gelişme, egemenlik kavramının çıkarlar doğrultusunda esnetilebileceğini ve sınırların yeniden şekillendirilmesinin uluslararası sistemde meşrulaştırılabileceğini gösterecektir. Putin’in bu noktadaki tutumunun ve Ukrayna üzerindeki iddialarının uluslararası ilişkiler perspektifine nasıl yansıyacağı ise zamanla ortaya çıkacaktır. Kafkasya’daki Barış Koridoru farklı bir boyutu temsil etse de ABD’nin bu modeli Rusya-Ukrayna hattına uyarlamaya çalışabileceği muhtemeldir. Ancak Kremlin’in egemenlik konusunda taviz vermeyeceği ve Azerbaycan-Ermenistan örneğinde olduğu gibi Beyaz Saray’ın çıkarlarına hizmet eden bir koşullandırmayı kabul etmeyeceği açıktır.
Anahtar Kelimeler:#RusyaUkrayna #Savaş, Barış İnşası, #ABD Dış Politikası, #Trump #Zelenski #Putin
[1] Jonathan Masters, “Ukraine: Conflict at the Crossroads of Europe and Russia. Council on Foreign Relations”, Council on Foreing Relations,https://www.cfr.org/backgrounder/ukraine-conflict-crossroads-europe-and-russia, (Erişim Tarihi: 08.08.2025).
[2] Sertif Demir, “The 2022 Russia-Ukraine War: Reasons and Impacts. Bölgesel Araştırmalar Dergisi,6(1), 13-40.
[3] Sevgi Sezer, “Rusya-Ukrayna Savaşının Jeopolitik Sonuçları”, Ömer Halisdemir Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 17(1).
[4] “Historic agreement between Azerbaijan and Armenia: A peace once unimaginable”,Euronews.https://tr.euronews.com/2025/08/08/azerbaycan-ve-ermenistan-arasinda-tarihi-anlasma-hayal-bile-edilemeyen-baris, (Erişim Tarihi: 09.08.2025).
[5] “Putin and Trump to meet next week in Alaska amid Russia-Ukraine tensions”,The Washington Post.https://www.washingtonpost.com/world/2025/08/10/putin-trump-russia-ukraine-summit/, (Erişim Tarihi: 09.08.2025).
Gürses, L. (2025, 13 Mart).Rusya ekonomisi savaşta iyi dayandı, 2025’te tablo kararıyor.Forbes Türkiye.https://www.forbes.com.tr/makale/rusya-ekonomisi-savasta-iyi-dayandi-2025-te-tablo-karariyor


Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!