İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) dış politikası, küresel ittifak ağlarını muhafaza etmeye ve bölgesel nitelikli tehditlere karşı caydırıcılık mekanizmalarını güçlendirmeye odaklanmıştır. Bu politikaların, ekonomik ve güvenlik kaygıları nedeniyle Hint-Pasifik bölgesine öncelik vermiştir. Zira Hint-Pasifik bölgesi dünya ticaret yollarının kesiştiği önemli bir güzergâh olmasının yanı sıra Çin'in artan nüfuzu ve Kuzey Kore'nin nükleer programı gibi çok boyutlu güvenlik risklerini de bünyesinde barındırmaktadır. Bu çerçevede ABD, Güney Kore ile ittifakını derinleştirerek bölgesel istikrarı güvence altına almayı hedeflediğini görmekteyiz. Bu yeni stratejik hamleler ABD, Çin'in yayılmacı politikalarını dengelemek ve Kuzey Kore tehdidine karşı sağlam bir caydırıcılık sağlamak için Hint-Pasifik bölgesine önem verdiğini göstermektedir. Bölgedeki deniz yollarını ve tedarik zincirlerini güvence altına almak, Çin ve Kuzey Kore gibi aktörlerin yayılmasını önlemek kadar önemlidir. Bu durumda ABD'nin Güney Kore ile yakın iş birliği, Japonya ile savunma anlaşmaları ve Asya'daki diğer ortaklarıyla yaptığı tatbikatlar, toplam bir caydırıcılık ağı oluşturma niyetinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir.

ABD-Güney Kore ittifakının bu stratejik yaklaşımını sahada en bariz biçimde gösteren araçlardan biri Ulchi Freedom Shield(UFS) tatbikatıdır.[1]UFS, kara, hava ve deniz kuvvetleri unsurlarının ötesinde siber ve uzay gibi modern savaş alanlarını da içine alan bütünleyici bir “tüm alan” konseptiyle tanımlanmaktadır.

Yıllık olarak düzenlenen bu ortak tatbikatın amacı, hem ABD ile Güney Kore silahlı kuvvetleri arasında bütünleşik bir operasyon ortamı oluşturmak hem de ikili savunma duruşunu güçlendirmektir. Tatbikat sırasında canlı, sanal ve masaüstü ortamlarında farklı senaryolar deneyimlenir; böylece hem konvansiyonel tehditler hem de hibrit tehditlere karşı hazırlıklı olunması hedeflenmektedir. Örneğin 2025 tatbikatında, Ukrayna Savaşı ve İsrail-İran gerilimi gibi çatışmalardan edinilen deneyimler programa entegre edilerek modern savaşın çok bileşenli doğası simüle edilmiştir.[2] Resmi açıklamalara göre Ulchi Freedom Shield, müttefik kuvvetlerin “birleşik, ortak, tüm alan ve kurumlar arası” bir ortamda keskinleşmesini, karşılıklı anlayışı pekiştirmesini ve ittifakın müdahale kabiliyetlerini artırmasını amaçlamaktadır. Böylece ABD, ittifakını gözlemci ülke katılımlarıyla şeffaf bir şekilde sergileyerek bağlayıcılığını perçinlemeyi ve “demokratik gözlem” altındaki bir caydırıcılığın sürdüğünü göstermeyi amaçlamaktadır.

Caydırıcılıkkavramı, bir rakibin istenmeyen bir eylemden vazgeçmesini sağlamak için bedel veya tehdidin gösterilmesi olarak tanımlanabilir. Geleneksel güç dengesi perspektifine göre, ABD ve Güney Kore’nin üstün askeri kapasitesi, Kuzey Kore’yi herhangi bir saldırıdan caydırmalı, onu “yığınak yapmaya” zorlamalıdır. ABD’nin nükleer şemsiyesi ve kıtalararası balistik füzeler dahil kapsamlı savaş kabiliyeti, teorik olarak Kuzey Kore üzerindeki caydırıcı etkiyi destekler. Bu noktada Thomas Schelling’in vurguladığı “riskin manipülasyonu” kavramı önem kazanır: Caydırıcılık, yalnızca güç yığınıyı göstermekle değil, bu tehdidi uygulamaya kararlı bir iradeyi net şekilde ortaya koymakla da ilgilidir. Dolayısıyla rakip ülkenin, tehdidin uygulanacağına dair gerçekten inandırılması gerekir.

Caydırıcı stratejilerde genellikle iki yöntem öne çıkmaktadır:Ceza yoluyla caydırıcılıkveönleme yoluyla caydırıcılıktır. Ceza yoluyla caydırıcılıkta, saldırı halinde büyük yaptırımlar ya da misillemeler vaat edilir. Örneğin Kuzey Kore’nin büyük ölçekli saldırısı durumunda ABD’nin nükleer veya ağır cezalarla yanıt vereceği mesajı, bu yaklaşımın bir unsurudur. Önleme yoluyla caydırıcılıkta ise, saldırının kendisinin başarıya ulaşmasını zorlaştıracak savunma sistemleri ve hazırlıklar öne plana çıkmaktadır. ABD-Güney Kore ittifakı hem geniş ordularla savunma kapasitesi geliştirerek hem de güçlü misilleme imkanları yaratarak bu ikili caydırıcılık stratejisini dengelemeye çalışmaktadır.

Ancak uygulamada askeri güç gösterileri her zaman istenen caydırıcı sonuçları doğurmamaktadır. Araştırmalar ve tarihsel örnekler, büyük ölçekli askeri tatbikatların hedeflenen saldırganları caydırmak yerine kimi zaman gerilimi tırmandırdığını göstermektedir. Kuzey Kore'deki durum da benzerlik göstermektedir: Pyongyang sık sık tatbikatları "işgal provası" olarak nitelendirmekte ve askeri önlemlerle karşılık vermektedir.  Örneğin, Kuzey Kore'nin ABD-Güney Kore ortak tatbikatlarından önceki haftalarda birkaç balistik füze denemesi yapması olağan hale gelmiştir.[3] Bu durum bir tür güvenlik ikilemi olarak değerlendirilebilir: Her iki taraf da kendi güvenliğini arttırmaya çabalarken, diğer taraf bu çabayı saldırgan bir niyet olarak değerlendiriyor ve her iki taraf da daha fazla önlem almaya başlayarak bölgedeki gerilimi tırmandırıyor.[4]

Güvenlik ikilemi perspektifine göre, ABD-Güney Kore ittifakının caydırıcılığı güçlendirmek için uyguladığı askeri hazırlıklar ve tatbikatlar, Kuzey Kore'de kaygı uyandırmakta; Pyongyang yönetimi de bu durumu kendi askeri gösterileriyle cevap vermektedir. Her iki tarafın da "önce saldırırsan yenilmezsin" mantığıyla hareket etmesi, krizlerin tırmanışına zemin hazırlamaya devam ediyor. Dahası, büyük güçler arasındaki güven ilişkilerinin inceliği gözetilerek geliştirilen caydırıcılık stratejisi, asıl hedefin dışındakiler tarafından yanlış anlaşılabilmektedir.

Örneğin, ABD'nin son dönemde Çin'e yönelik artan rekabet odaklı tavrı ve Kuzey Kore karşısında "maksimum baskı" yaklaşımını içeren tutumu, bölgedeki bazı devletleri rahatsız edebilmektedir. Bu önlemler ABD’nin müttefiklerinin güvenini sarsma riski taşımaktadır. Nitekim Hindistan'ın gümrük tarifelerine yönelik artırım haberlerinden sonra Çin’le yakınlaşması bir örnek olarak ele alınabilir. Dolayısıyla ABD'nin güvenlik garantisini güçlendirmek için sergilediği sert tutumlar, diğer yandan ittifak içindeki istikrarı aşındırabilir. Bu durum, çok kutuplu bir dünyada çatışma dinamiklerini karmaşıklaştırmaktadır.

İdeolojik temelleri ve ulusal güvenlik algısıyla Kuzey Kore rejimi, tatbikatları doğrudan bir tehdit olarak değerlendirme eğilimindedir. Pyongyang bu tür manevraları rejimin varlığına karşı bir kumpas olarak değerlendiriyor ve ulusal bütünlüğünü muhafaza hakkını ileri sürerek karşılık vermekten çekinmiyor. Örneğin, 2025 yazında Ulchi Özgürlük Kalkanı tatbikatlarının duyurulmasından hemen önce Kuzey Kore Savunma Bakanı tatbikatları "provokatif" olarak nitelendirmiş ve "olumsuz sonuçlar" konusunda uyarıda bulunmuştur. Kuzey Koreli liderlerin sık sık yaptıkları açık tehditler aslında kendi kamuoylarını ve düşmanlarını korkutmaya yöneliktir. Rejimin sert duruşunu göstermek ve uluslararası müzakere masasında elini güçlendirmek için kullandığı bir strateji olarak değerlendirilmektedir. Tarihte de benzer örnekler vardır: Örneğin 2010 yılında Güney Kore savaş gemisi Cheonan'ın batırılması ve Yeonpyeong Adası'nda topların ateşlenmesi, Kuzey Kore tarafından ekonomik veya siyasi baskı altında gerçekleştirilen ciddi provokasyonlardır.

Öte yandan, büyük güçler arası ilişkilere bakıldığında “sert güç”ün sınırları gözlemlenmektedir. 2025’te Alaska’da planlanan Putin-Trump zirvesi öncesinde, Başkan Trump’ın Moskova’ya yönelik yaptırımların işe yaramadığı ve alternatif yaklaşımlar gerektiği yönündeki yorumları, stratejik düşüncede farklı seslerin yükseldiğini gösterdi. Trump’ın söylemi, yaptırımların doğrudan sonuç üretmediğini ve diplomatik yolların denenebileceğini ima etmektedir. Bu örnek, ABD’nin soğuk savaş sonrası dönemde benimsediği katı caydırma yaklaşımına bazı büyük devletler nezdinde eleştirel bir bakış açısı kazandırmıştır.

Dolayısıyla Batılı ve Doğu yanlısı liderler arasında gidip gelen bu söylem karmaşası, sert güç yerine kısıtlı güç kullanımı veya yumuşak diplomasi arayışlarını gündeme getirmiştir. Askeri tatbikatların ve güç gösterilerinin caydırıcı olmadığı, aksine tırmanmayı teşvik ettiği yönündeki analizler bu bağlamda güç kazanmaktadır. Akademik perspektiften baktığımızda sorunun sadece Kuzey Kore ekseninde değerlendirilmemesi gerektiği; genel olarak "caydırıcılık tanımının güvenlik ikilemi ile çeliştiği" görülmektedir. Tatbikatların sayısı ve tehdit mesajları arttıkça hedef ülke daha fazla silahlanma ve saldırgan söylemlerle karşılık verebilmektedir. Dolayısıyla, askeri provokasyonlar yoluyla güvenlik sağlamaya yönelik her türlü girişim sarmal bir tırmanışı beraberinde getirme riski taşımaktadır.[5]

Bir diğer mesele de ittifak içi dinamiklerdir. ABD her ne kadar tatbikatları müttefikleriyle güven tesis etmek için gerekçelendirse de, bu ittifaklara eş zamanlı olarak uyguladığı ekonomik yaptırımlar ve diplomatik tutum güven ortamını sarsabilir. İttifak üyeleri stratejik ortaklıklarını güçlü tutmak amacıyla ABD ile dayanışma gösterirken, ABD'nin diğer konulardaki sert tutumu nedeniyle iç çatırdamalar ortaya çıkabilir. Bu durum müttefiklerin ABD'ye olan güvenini erozyona uğratabilir ve caydırıcılığın dolaylı bir ayağı olan stratejik uyumu zayıflatabilmektedir.

Bu çerçevede uluslararası arenadaki çok kutupluluk da göz önünde bulundurulmalıdır. ABD'nin Çin ve Rusya gibi rakiplerini köşeye sıkıştırma stratejisi, bu güçleri birbirleriyle daha yakın iş birliği yapmaya itebilir. Örneğin Rusya'nın Kuzey Kore ile daha yakın bir ittifaka yönelmesi, karşılıklı destek anlayışıyla " Amerikan merkezli" sisteme karşı bir alternatif bulma arayışının bir parçasıdır. Dolayısıyla bölgedeki çatışma algıları çoğu zaman çok kutuplu bir güç rekabetine evirilmektedir. Dolayısıyla ABD merkezli caydırıcılık yörüngesinde gelişen tatbikatlar aslında büyük ölçekli bloklar arasındaki gerilimleri arttırmaktadır. Bu tatbikatların kısa sürede caydırıcılık etkisi yaratacağı öngörülse de uzun vadede diğer egemen devletlerin bu tatbikatları tehdit olarak algılaması muhtemeldir. (Kuzey Kore açıkça rejimini yıkmak için yapılan bir tatbikat) olduğunu ileri sürmekte; olası bir karşılık verme durumunda bölgedeki istikrar ciddi bir şekilde sarsılabilir.

Anahtar Kelimeler:ABD-Güney Kore İttifakı, Ulchi Freedom Tatbikatları, Kuzey Kore, Caydırıcılık


[1] United States Forces Korea,“Ulchi Freedom Shield – a combined, joint, all-domain, and interagency operating environment”,https://www.usfk.mil/What-We-Do/Exercises/Ulchi-Freedom-Shield/, (Erişim Tarihi: 15.08.2025).

[2] Simon Palamar, “Security dilemma on the Korean Peninsula. Asian Perspective, 33(1), 7–31.https://www.jstor.org/stable/42704638, (Erişim Tarihi:15.08.2025).

[3] “South Korea, US militaries will stage large-scale drills this month to address North Korean threats”, AP News,https://apnews.com/article/south-korea-us-joint-military-drills-ulchi-north-korea-nuclear-23193fcdad2af7e1b9ae9a40f3b7396f, (Erişim Tarihi:15.08.2025).

[4] Terence Roehrig, “2Japan, South Korea, and the United States Nuclear Umbrella: Deterrence After the Cold War. Columbia University Press, 2017,  s.13-37.

[5] Vito D’Orazio“ War Games: North Korea’s Reaction to US and South Korean Military Exercises”,Journal of East Asian Studies12(2012), s.275-294.